Loading...
Sürdürüyorum öyleyse varım (Arşivden, 2012)

İş dünyasının bu günlerde üzerinde durduğu en önemli kavramlardan biri sürdürülebilirlik. Çalıştığınız şirket veya ailenizin sahip olduğu işletme, eğer 10 yaşın üzerindeyse risk altındasınız, dikkat! Çünkü, İstanbul Sanayi Odası’nın kendi üyeleri arasından 50 bin denek üzerinde yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’de bir şirketin ortalama ömrü 11,5 yıl. Dünya çapında yapılan ve şirket ömrü beklentisinin sorulduğu bir anketten de çıkan sonuç da pek farklı değil. Ankete katılanlar işletmelerine ortalama 13 yıl ömür biçmişler.

300’ler Kulübü
İstanbul Kültür Üniversitesi’ne bağlı Aile İşletmeleri ve Girişimcilik Uygulama Merkezi (AGMER) araştırmalarına göre, Türkiye’nin en eski (en kıdemli) işletmesi Hacı Bekir Şirketler Grubu. Lokumlarıyla meşhur 234 yaşındaki bu işletmenin yönetim şu an dördüncü nesilde. Şekerci Cafer Erol 1807’de kurulmuş ve ikinci sırada yer alıyor. 1858’de Bursa’da kurulan Gökçen Grup, plastik sanayi için hammadde ve otomotiv parçaları üretiyor. Ülkemizde 100 yaşını geçmiş 39 şirket faaliyet göstermekte. İngiltere’de ise -inanması zor ama- “300’ler Kulübü” var. Bu yönüyle şirketleri kökleriyle geçmişinden güç alan; dalları ve yapraklarıyla geleceğe uzanan bir çınar ağacına benzetebiliriz. 

Kurumsal olmanın kriterleri
O halde günümüzün rekabetçi koşulları da göz önüne alındığında bir şirketin ömrünü uzatmak için neler yapılmalı? Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Bayazıt; “Adillik, sorumluluk, şeffaflık ve hesap verebilirlik uygulamaları kendi işlerinin sahibi olan patronların akşamları rahat uyumalarını sağlayacak temel düzenlemelerdir” diyor. Burada bahsedilen esasında şirketin müşteriye görünen yüzü değil. Bayazıt, buzdağının görünmeyen kısımlarında yer alan organizasyonel düzenlemeleri açıklıyor. Bu durumda öncelikle, profesyonelleşmiş ve kurumsallaşmış (kişilere bağlı olmayan) bir yönetim anlayışı benimsenmeli. Şirket içi iletişim kanalları açık olmalı ve hedefler çalışanlarla etkin şekilde paylaşılabilmeli. Şirket içi adalet anlayışının insan kaynakları yönetimine yansıması, işe alımlarda ve terfilerde akraba veya adam kayırmacılığın (nepotizm) önlenmesini sağlayabilir. Bu da kurumsal yönetim anlayışının gelişmesine katkılar sağlar. 
İstikrara yatırım
Müşteri memnuniyeti, bir dönemlerin popüler yaklaşımıydı. Günümüzde müşteri odaklı olmayan bir şirketin ayakta kalması son derece güç. Yani müşteri odaklılık, artık şirketler için rutin bir şart halini aldı. 2000’li yılların moda kavramı ise inovasyon. Yeniliğe ve yenilikçi uygulamalara açıklık şeklinde kısaca tanımlanması mümkün olan bu kavram, yerli şirketlerin yönetim, Ar-Ge faaliyetleri, üretim ve pazarlama fonksiyonlarında köklü değişikliklere sebep olabilecek bir etkiye sahip. Bunun bir ileri aşaması ise inovasyon yönetimi olacak. Sürekli inovasyonun, istikrarsızlığa sebep olabileceği unutulmamalı ve yenileşim sürecinin yönetilebilir kılınmasına odaklanılmalı. Bu açıdan inovasyonu, sadece tek başına bir ürün icadı gibi düşünmek yerine, organizasyonun bütününü etkileyecek bir unsur olarak değerlendirmekte fayda var. 

Sürdürülebilirlik, rekabetin arttığı iş dünyasında önümüzdeki yıllarda da gündemde olmaya ve farklı yönleriyle tartışılmaya devam edecek. Modasının geçmesi zor görünüyor. “Sürdürüyorum, öyleyse varım” diyebilme hakkı, bu kavramı iyi analiz eden ve etkilediği alanlara temel yatırımlar yapan organizasyonların olacak. O halde, istikrarın 4 ana hammaddesini tekrar hatırlatalım: Adil ol, sorumluluğu sahiplen, şeffaf ol, hesap verebilir ol… 
(İlker ERGÜR)
 


expand_less